ANKARA – BHA
Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı ”Katil Netanyahu’ya İnsanlık Dersi: Yeter Ya hu!” adlı yazısında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.
”İsrail Baş katili, soykırımcı Benjamin Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ve dünyanın farklı yerlerinde karşılaştığı tepkiyi anlamak için çok fazla düşünmek gerekmiyor…
Bu tepki birilerinin yaptığı gibi kişisel bir antipati meselesine indirgenebilecek bir tepki de değildir. İsrail’in seçim süreciyle ilgili de değildir.
Tüm dünyada Netanyahu’nun adı Gazze’de işlediği insanlığa karşı suçlarla, yaptığı soykırım ile Filistin meselesindeki ahlaksız yaklaşımıyla ve bu politikaların ortaya çıkardığı ağır insani sonuçlarla birlikte anılmaktadır.
Dolayısıyla Netanyahu’ya yönelen tepkinin arkasında belirli bir siyasiye yönelik hoşnutsuzluktan çok daha büyük bir mesele bulunmaktadır: Gazze soykırımı…
Açıkça görülmektedir ki Gazze’de yıllardır süren sistematik vahşetin 7 Ekim 2023 sonrasında ulaştığı boyut siviller açısından yıkıma dönüşmüştür. Evler, hastaneler, okullar, altyapı ve yaşam alanları tahrip olmuş ve insanlar defalarca yerinden edilmiştir.
Netanyahu bu vahşet politikasının mimarı ve en güçlü savunucusudur. Şimdiye kadar Gazze’ye ilişkin kararlarını gözden geçirmeyi dahi düşünmemiş hatta hepsini sahiplenmiş ve katliamları İsrail’in güvenliği açısından zorunlu bir mücadele olarak sunmuştur. Hiçbir devletin güvenlik gerekçesi sivillerin korunmasına ilişkin uluslararası hukuk yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz ama Netenhayu ve çetesi/kabinesi bunu hiç umursamamıştır…
Gazze’de yaşananları soyut bir “çatışma” kavramının içine sıkıştırmak meselenin insani boyutunu görünmez hale getirir. Ki Netenyahu bunu yapmak istemektedir. Oysa ortada hayatını kaybeden insanlar, parçalanmış aileler, evlerini kaybetmiş çocuklar, hastanelere ulaşamayan hastalar, yerinden edilmiş milyonlar ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan bir toplum vardır.
Birleşmiş Milletler’in Eylül ayındaki değerlendirmelerine göre Gazze nüfusunun büyük bölümü hâlâ yerinden edilmiş durumda ve nüfusun önemli bir kesimi dar bir alana sıkışmış halde yaşıyor. Sağlık, su ve sanitasyon sistemleri ağır baskı altında. Yağışlı mevsimin yaklaşması, zaten son derece kötü durumdaki barınma koşullarını daha da ağırlaştırma riski taşıyor.
Daha da önemlisi Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Eylül ayı başında Gazze’deki kan dökülmesinin sona ermesi gerektiğini açık biçimde ifade etmiş ve sivillerin korunması, insani yardımın engelsiz biçimde ulaştırılması ve ihlaller bakımından hesap verebilirlik çağrısında bulunmuştur.
Meselenin bir başka ağır boyutu uluslararası hukuk alanında ortaya çıkmıştır. Uluslararası Ceza Mahkemesi 21 Kasım 2024 tarihinde Benjamin Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkarmıştır. Mahkeme Netanyahu bakımından savaş suçu olarak açlığın savaş yöntemi olarak kullanılması ve sivil nüfusa yönelik saldırının kasten yönlendirilmesi ile insanlığa karşı suçlar kapsamında cinayet, zulüm ve diğer insanlık dışı eylemler konusunda makul gerekçeler bulunduğunu açıklamıştır.
Bu durum Netanyahu’nun uluslararası imajı açısından çok önemli bir sonuç doğurmuştur. Her şeyden önce Netenyahu vahşisi ile ilgili “İsrail’in güvenliğini savunan güçlü lider” anlatısı çökmüştür. Gazze’de yaşanan soykırım ve yıkım, Filistin meselesinin çözümsüzlüğü, İsrail’in uluslararası alandaki itibarına ilişkin tartışmalar ve savaşın insani maliyeti Netanyahu’nun siyasi mirası tartışılırken kaçınılmaz biçimde gündeme gelmektedir.
Bütün bu görünür tepki ve tartışmaların sonunda üzerinde durulması gereken asıl mesele Netanyahu’nun geleceği, yeniden seçilip seçilmeyeceğinden ziyade Gazze’de insani dıramın, vahşetin, soykırımın sona ermesi ve Filistin Devleti’nin geleceği olmalıdır.
Çünkü siyasi figürler değişebilir. Hükümetler kurulabilir ve yıkılabilir. Seçimler yapılabilir. Siyasi ve diplomatik dengeler değişebilir. Fakat bu ahlaksız saldırganlığın, soykırımın, insanlık suçlarının neticeleri, çocuklar üzerinde bıraktığı travma, yıkılan evler, parçalanan aileler ve kaybedilen hayatlar geri getirilemez.
Bu nedenle şimdi yapılması gereken Gazze’yi merkeze almak, insanlık dramının sona erdirilmesini ve buna sebep olanların da cezalarını bulmalarını temin etmektir.
Siviller korunmalıdır. İnsani yardım hiçbir siyasi veya askeri gerekçeyle engellenmemelidir. Sağlık hizmetlerine, gıdaya, temiz suya, barınmaya ve temel ihtiyaçlara erişim güvence altına alınmalıdır.
Uluslararası insancıl hukukun kuralları eksiksiz biçimde uygulanmalıdır. Savaş suçları ve diğer ciddi ihlal iddiaları bağımsız ve etkili biçimde soruşturulmalı, sorumlular hakkında hukuk çerçevesinde hesap verebilirlik sağlanmalıdır.
Ve nihayet Filistin halkının güvenlik, özgürlük, onur ve siyasi kendi kaderini tayin hakkını gözeten kalıcı ve adil bir siyasi çözüm için gerçek bir irade ortaya konulmalıdır.
Gazze’de yaşanan insanlık dramının sona erdirilmesi ertelenebilecek bir diplomatik temenni değildir. Bu insanlığın vicdani bir borcudur.
Netanyahu’nun dünyanın farklı yerlerinde karşılaştığı tepkinin asıl ve tam anlamı Gazze’de aranmalıdır. Mesele bir kişinin alkışlanması veya protesto edilmesinden ibaret değildir. Mesele bu aşağılık kişinin kendi politikalarını savunurken ortaya çıkan insani sonuçlarla yüzleşmek zorunda kalmasıdır.
Gazze’nin çocukları, kadınları, yaşlıları ve bütün sivilleri daha fazla ölüm, yıkım ve yerinden edilmeye tabu tutulamaz.
Gazze’deki insanlık dramı artık sona ermelidir. Bu kanlı ve ahlaksız saldırılar sona ermeli, siviller korunmalı, insani yardım engelsiz biçimde ulaştırılmalı ve Filistin halkının onurlu, güvenli ve özgür bir geleceğe kavuşmasının yolu açılmalıdır.
Netanyahu’ya yönelik uluslararası tepkinin arkasındaki en güçlü gerçek tam da budur. Dünyanın önemli bir bölümü soykırıma üretilen gerekçelere inanmamakta ve İsrail’in Gazze halkına neler yaptığını görmekte ve bu ahlaksızlığa karşı durmaktadır.”


Yorumlar