Geçtiğimiz aylarda bu köşede yazdım.
Hem de açık açık…
Kamu görevi ile sosyal medya üzerinden yürütülen sözde gazetecilik faaliyetinin aynı potada eritilmesinin doğru olmadığını söyledim.
“Bu işte bir etik problem var” dedim.
“Kamu görevi ile gazetecilik arasındaki sınır nerede?” diye sordum.
“Belediyenin imkânları kişisel görünürlük için kullanılıyor mu?” diye kamuoyunun dikkatini çektim.
Aradan aylar geçti.
Sonuç?
Değişen hiçbir şey yok!
Anlaşılan o ki yazılanlar okunmuş ama pek dikkate alınmamış.
Hatta daha da ilginci, bazıları eleştirildikçe geri adım atmak yerine bildiğini okumaya devam ediyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu özgüven nereden geliyor?
Belediyede kimsenin sesi çıkmıyor mu?
Şimdi asıl soruyu soralım.
Aksaray Belediyesi’nde bu tabloyu gören yok mu?
Gören varsa neden ses çıkarmıyor?
Ses çıkaran varsa neden sonuç alınamıyor?
Yoksa herkes “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla mı hareket ediyor?
Çünkü ortada bir kamu kurumunun adı var.
Bir kamu görevi var.
Bir de kamuoyuna “gazetecilik” olarak sunulan sosyal medya faaliyetleri var.
Bu kadar unsur bir araya gelmişken kimsenin dönüp de “Bir dakika, burada ne oluyor?” dememesi gerçekten düşündürücü.
Daha da düşündürücü olanı, bu sorular daha önce sorulmuş olmasına rağmen aynı tablonun devam etmesi.
O zaman insanın aklına ister istemez şu geliyor:
Demek ki birileri kendisini dokunulmaz hissediyor.
Peki neden?
Gazetecilik başka, sosyal medya şovmenliği başka
Kimse yanlış anlamasın.
Sosyal medyada haber yapmak suç değil.
Video çekmek suç değil.
Kendine bir medya hesabı açmak da suç değil.
Ama gazetecilik iddiasında bulunan kişinin en temel sorumluluğu bağımsızlığını korumaktır.
Gazeteci, gücün yanında değil; gerektiğinde gücün karşısında durabilmelidir.
Gazeteci, makamın kapısında bekleyen değil; makamın hesabını sorabilen kişidir.
Gazeteci, kamu imkânlarının gölgesinde parlamaya çalışan değil; kamu gücünü gerektiğinde sorgulayabilendir.
Şimdi soruyorum:
Bir tarafta belediyeden alınan maaş…
Diğer tarafta belediyeyle bağlantılı olduğu düşünülebilecek imkânlar…
Öte tarafta sosyal medyada “gazeteci” kimliği…
Bu üçlü yan yana geldiğinde kamuoyunun soru sormasından daha doğal ne olabilir?
İki sandalye meselesi
Bir insan hem kamu görevlisi hem gazeteci olabilir mi?
Teorik olarak bunun cevabı, mevzuata ve somut koşullara göre değişebilir.
Ama etik açıdan mesele çok daha basit:
Roller birbirine karışmayacak.
Kamu görevi başka, kişisel medya faaliyeti başka olacak.
Kamu kaynakları başka, kişisel tanınırlık başka olacak.
Belediyenin kurumsal gücü başka, şahsi sosyal medya hesabı başka olacak.
Eğer bunların sınırları ortadan kalkarsa, ortaya gazetecilikten çok çıkar çatışması görüntüsü çıkar.
Ve gazetecilikte bazen sadece gerçek bir çıkar çatışması değil, kamuoyunda oluşan makul şüphe bile ciddi bir sorundur.
Çünkü gazetecinin güvenilirliği cam gibidir.
Bir kez çatladı mı, “Ben aslında tarafsızım” demekle eski haline gelmez.
Peki belediye neden susuyor?
İşte benim asıl merak ettiğim nokta burası.
Bir belediyede personel görevini yapıyorsa, bunun denetimi vardır.
Mesai düzeni vardır.
Görev tanımı vardır.
Kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin kurallar vardır.
Kurumsal disiplin vardır.
Bütün bunlar neden var?
Sadece tabelada dursun diye mi?
Eğer yapılan faaliyetlerin tamamı mevzuata uygunsa, mesele yok.
Çıkılır, açıklanır.
“Şu görev yapılıyor, şu faaliyet gerçekleştiriliyor, kamu imkânları şu şekilde kullanılıyor veya hiç kullanılmıyor” denir.
Konu kapanır.
Ama kimse konuşmuyor, sorular cevapsız kalıyor ve aynı görüntüler devam ediyorsa, o zaman kamuoyunun şüphelenmesi de eleştirmesi de son derece normaldir.
Çünkü sessizlik, soruları ortadan kaldırmaz.
Tam tersine, soruları büyütür.
Gerçek gazeteciye haksızlık
İşin bir başka boyutu daha var.
Gece gündüz haber peşinde koşan, kendi cebinden yol parasını veren, ekipmanını kendi alan, haber için kapı kapı dolaşan, gerektiğinde eleştirdiği insanların karşısında tek başına duran gerçek gazeteciler var.
Onların emeğine yazık değil mi?
Birileri kamu görevinin sağladığı avantajlarla daha görünür hale geliyor, sonra da “gazeteciyim” diyorsa…
Bu mesleğe yıllarını vermiş insanların emeğini nereye koyacağız?
Gazetecilik bu kadar ucuz mu?
Bir kamera, bir mikrofon ve birkaç sosyal medya paylaşımıyla gazeteci olunabiliyorsa, yıllarca bu mesleğin yükünü taşıyan insanlara haksızlık etmiyor muyuz?
Artık top belediyede
Ben daha önce yazdım.
Bugün bir kez daha yazıyorum.
Burada artık söz kamuoyunun değil, belediye yönetiminindir.
Sorular ortada.
İddialar ve eleştiriler ortada.
Kamuoyunda oluşan rahatsızlık ortada.
Yapılması gereken de belli:
Açıklık. Şeffaflık. Denetim.
Eğer ortada hiçbir problem yoksa, bunu açıklayın.
Eğer kamu kaynakları kullanılmıyorsa, söyleyin.
Eğer görevle sosyal medya faaliyeti arasında hiçbir bağlantı yoksa, kamuoyunu bilgilendirin.
Ama eğer bir kamu görevinin imkânları kişisel görünürlük için kullanılıyorsa, bunun da gereği yapılmalıdır.
Çünkü belediyeler kişilerin değil, milletin kurumlarıdır.
Son söz
Ben bu yazıyı bir kişiye düşmanlık etmek için yazmıyorum.
Birilerinin yaptığı gibi kişisel husumet üzerinden de konuşmuyorum.
Ben bir kamu kurumunun itibarı ve gazetecilik mesleğinin güvenilirliği açısından soruyorum:
Kamu görevlisi misin, bağımsız gazeteci mi?
Eğer kamu görevlisiysen, kamu görevinin sınırlarını bil.
Eğer gazeteciysen, bağımsızlığını göster.
Eğer ikisini birden yapıyorsan, aradaki çizgiyi kamuoyuna açıkça anlat.
Ama kimse kamu kurumunun gücünü arkasına alıp, sonra da o gücün sağladığı imkânların sorgulanmasından rahatsız olmasın.
Çünkü kamuoyu saf değil.
İnsanlar görüyor.
İnsanlar soruyor.
İnsanlar kimin nerede durduğunu da, kimin kimden güç aldığını da zamanla anlıyor.
Ve artık şu sorunun cevabını bekliyor:
Aksaray Belediyesi’nde bu kişiye gerçekten kimse “Dur!” diyemiyor mu?
Yoksa herkes susuyor da, bir tek biz mi yüksek sesle soruyoruz?
Unutulmasın:
Kamu gücü kişisel zırh değildir.
Belediye makamı şahsi kale değildir.
Kamu kaynağı kişisel reklam bütçesi değildir.
Ve en önemlisi…
Gazetecilik, kimsenin kamu görevinin arkasına saklanarak oynayabileceği bir rol değildir.
Birileri bildiğini okumaya devam edebilir.
Ama biz de sormaya devam ederiz.
Çünkü bu şehirde susmak kolaydır.
Asıl mesele, doğru soruyu sormaya cesaret etmektir.


Yorumlar