Sayın Vali Murat Duru…
Size bu kez bir eleştirim var.
Hem de öyle sıradan bir eleştiri değil.
Açık konuşacağım.
Bu yaptığınız hiç olmadı!
Bir vali görev yaptığı şehirde bu kadar vatandaşın içine girer mi?
Köylere, kasabalara gider mi?
Esnafın kapısını çalar mı?
Kurumlara çat kapı gider mi?
Çalışanın yanına oturup derdini dinler mi?
Kurumdan hizmet almak için gelen vatandaşa,
“Memnun musunuz?”
“Bir sıkıntınız var mı?”
diye sorar mı?
Çocuklarla uzun uzun sohbet eder mi?
Şehrin meselelerini bu kadar yakından takip eder mi?
Üstelik bütün bunları yaparken makamın ağırlığını da koruyabilir mi?
İşte benim itirazım tam da burada.
Sayın Vali, siz Aksaray’da bazı şeyleri fazla doğru yapıyorsunuz!
Ve galiba bunun artık bir yerde durması gerekiyor.
MAKAM ODASINDAN ÇIKIP ŞEHRİN İÇİNE GİRDİNİZ
Valilik makamı devletin önemli makamlarından biridir.
Ciddiyeti vardır.
Protokolü vardır.
Mesafesi vardır.
Ama bazı yöneticiler vardır ki, makamın ağırlığını korurken vatandaşla arasındaki mesafeyi de azaltabilir.
Murat Duru’nun Aksaray’daki çalışma tarzında dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri bu.
Siz makam odasında oturup şehrin size gelmesini beklemiyorsunuz.
Siz şehrin içine giriyorsunuz.
Köylere gidiyorsunuz.
Kasabalara gidiyorsunuz.
İlçelerde vatandaşlarla buluşuyorsunuz.
Esnafın kapısını çalıyorsunuz.
Mahallelerde insanları dinliyorsunuz.
Çocuklarla sohbet ediyorsunuz.
Vatandaşın ayağınıza gelmesini beklemek yerine siz vatandaşın ayağına gidiyorsunuz.
İşte bu yüzden size kızıyorum!
Çünkü bir valinin makamında oturması daha kolaydır.
Ama sahaya çıkmak, insanlarla yan yana gelmek, farklı kesimlerin sorunlarını doğrudan dinlemek daha fazla zaman ve emek ister.
Siz zor olanı tercih ediyorsunuz.
Bu yaptığınız hiç olmadı Sayın Vali!
Biraz daha uzaktan dursaydınız keşke.
Biraz daha makamınızın arkasına çekilseydiniz.
Ama olmadı.
Siz makam odasının kapısını açıp Aksaray’ın içine girdiniz.
BİR DE “ÇAT KAPI” ZİYARETLER VAR
Asıl eleştirim burada daha da büyüyor.
Çünkü siz sadece sahaya çıkmakla kalmıyorsunuz.
Kamu kurumlarına çat kapı gidiyorsunuz.
Önceden haber verilmiş, herkesin hazırlandığı, dosyaların masaya dizildiği, kurumun ziyaret için özel olarak hazırlandığı klasik bir ziyaret anlayışından söz etmiyorum.
Bazen kuruma gidiyor ve kurum müdürünün karşısına hazırlıksız çıkabiliyorsunuz.
Ama daha önemlisi şu:
Sadece müdürü dinlemiyorsunuz.
Çalışanların yanına gidiyorsunuz.
Onlarla konuşuyorsunuz.
Sorunlarını soruyorsunuz.
Önerilerini dinliyorsunuz.
Kurumun işleyişini çalışanların gözünden anlamaya çalışıyorsunuz.
Yetmiyor…
Kurumun kapısından hizmet almak için giren vatandaşlarla da konuşuyorsunuz.
“Memnun musunuz?”
“Bir sıkıntınız var mı?”
“Burada sizi rahatsız eden bir durum var mı?”
diye soruyorsunuz.
Sayın Vali…
Böyle de yapılmaz ki!
Bir kurumu sadece müdüründen dinlemek varken neden çalışanını da dinliyorsunuz?
Resmi tabloyu almak varken neden sahadaki gerçek tabloyu merak ediyorsunuz?
Çünkü çalışanı da vatandaşı da dinlediğinizde, kurumun yalnızca resmi yüzünü değil, günlük hayattaki karşılığını da görme ihtimaliniz artıyor.
İşte benim eleştirim burada.
Siz gerçek tabloyu görmek istiyorsunuz.
Bu da hiç olmadı!
ÇOCUKLARLA DA ARANIZI FAZLA İYİ TUTTUNUZ
Bir başka mesele de çocuklar.
Çocuklar makam tanımaz.
Protokol bilmez.
Unvanla ilgilenmez.
Onlar karşılarındaki insanın samimiyetine bakar.
Siz de çocuklarla konuşuyorsunuz.
Yanlarına gidiyorsunuz.
Onlarla fotoğraf çektiriyorsunuz.
Bazen onların dünyasına birkaç dakikalığına da olsa ortak oluyorsunuz.
Belki sizin için sıradan bir an.
Ama çocuk için unutulmayacak bir hatıra olabilir.
Yıllar sonra bir fotoğrafın karşısında duran bir çocuk,
“Bu kimdi?”
diye sorulduğunda,
“Bizim Murat…”
diyebilir.
İşte mesele tam da burada.
Siz sadece bugün görev yapmıyorsunuz.
Aynı zamanda insanların hafızasında iz bırakıyorsunuz.
ELİF DURU HANIMEFENDİ’Yİ DE UNUTMAMAK GEREK
Murat Duru’dan söz edip Elif Duru Hanımefendi’yi es geçmek de doğru olmaz.
Çünkü bir valinin şehirle kurduğu bağ sadece makamında yaptığı çalışmalarla sınırlı değildir.
Görev yapılan şehrin sosyal hayatına katılmak, insanlarla iletişim kurmak ve toplumun farklı kesimleriyle temas etmek de bu bağın önemli bir parçasıdır.
Elif Duru Hanımefendi’nin Aksaray’daki duruşunda da bu yön dikkat çekiyor.
Güler yüzü…
İnsanlarla sıcak iletişimi…
Sosyal hayata katılımı…
İnsanlarla kurduğu samimi iletişim…
Şehri ve insanını tanımaya yönelik yaklaşımı…
Bütün bunlar Vali Bey’in Aksaray’la kurduğu ilişkinin sosyal tarafını tamamlıyor.
Kısacası Murat Duru Aksaray’da yalnız değil.
Yanında Elif Duru Hanımefendi gibi şehrin insanıyla iletişim kuran, sosyal hayatın içinde yer alan ve Aksaray’a uyum sağlamaya çalışan bir yol arkadaşı da var.
Bu da ayrıca dikkat edilmesi gereken bir nokta.
KURUMLARIN KAPILARI AÇILDI, SOSYAL MEDYA HAREKETLENDİ
Bir başka dikkat çekici konu da kamu kurumlarının iletişim anlayışındaki hareketlilik.
Bugün birçok kamu kurumunun sosyal medya hesaplarına baktığınızda, yapılan çalışmaların daha düzenli şekilde kamuoyuyla paylaşıldığını görüyorsunuz.
Toplantılar…
Etkinlikler…
Projeler…
Sosyal çalışmalar…
Vatandaşlara yönelik hizmetler…
Kurumların faaliyetlerinin daha görünür hale gelmesi, vatandaşın kamu hizmetlerini takip edebilmesi açısından önemli.
Eskiden bir kurumda yapılan çalışmadan haberdar olmak için çoğu zaman basın bülteni beklenirdi.
Bir toplantı yapılırdı.
Bir etkinlik düzenlenirdi.
Bir çalışma gerçekleştirilirdi.
Kurum bilgi paylaşırsa kamuoyu haberdar olurdu.
Bugün ise kamu kurumlarının sosyal medya hesapları adeta kurumların kamuoyuna açılan pencereleri haline geldi.
Elbette bunda kurum yöneticilerinin, çalışanlarının ve iletişim ekiplerinin de emeği var.
Ancak Vali Murat Duru’nun göreve başlamasıyla birlikte kamu kurumlarının çalışmalarını kamuoyuna duyurma konusunda oluşan hareketliliği de ayrıca not etmek gerekiyor.
Çünkü kamu hizmeti yalnızca yapılmakla kalmamalı.
Vatandaş, kendisi için ne yapıldığını da bilmeli.
ŞİMDİ GELELİM ASIL MESELEYE…
Bütün bunları neden anlatıyorum?
Çünkü yazının başındaki eleştirimin asıl sebebi burada ortaya çıkıyor.
Sayın Vali…
Sizin en büyük “hatanız” ne biliyor musunuz?
Aksaray’a fazla sahip çıkıyorsunuz!
Şehrin meselelerini sadece bir görev sorumluluğu olarak görmüyorsunuz.
Şehrin sorunlarını dert ediniyorsunuz.
Güzelliklerini ön plana çıkarmaya çalışıyorsunuz.
Kurumların daha iyi çalışmasını istiyorsunuz.
Vatandaşın sesini doğrudan duymaya çalışıyorsunuz.
Aksaray’ın daha görünür olması için gayret gösteriyorsunuz.
Ve bütün bunları öyle bir sahiplenme duygusuyla yapıyorsunuz ki, insan ister istemez şu cümleyi kuruyor:
Aksaraylılardan fazla Aksaraylı oldunuz!
Evet…
Benim asıl eleştirim bu.
NİĞDELİ MURAT, AKSARAY’IN “BİZİM MURAT”I
Murat Duru Niğdeli.
Bu onun memleketi.
İnsanın doğduğu yer, hayatındaki en önemli aidiyetlerden biridir.
Ama insanın gönül verdiği, emek verdiği, sahip çıktığı şehir de zamanla başka bir anlam kazanabilir.
Aksaray’da yaşanan da biraz böyle.
Çünkü siz görev yaptığınız şehre yalnızca bir devlet görevlisi olarak yaklaşmıyorsunuz.
Şehrin insanıyla bağ kuruyorsunuz.
Sokağına çıkıyorsunuz.
Köyüne gidiyorsunuz.
Esnafını dinliyorsunuz.
Kurumlarını takip ediyorsunuz.
Vatandaşını dinliyorsunuz.
Çocukları önemsiyorsunuz.
Ve bütün bunların sonunda Aksaraylıların dilinde farklı bir ifade ortaya çıkıyor:
“Bizim Murat…”
Bu iki kelime çok şey anlatıyor.
“Murat” demek başka.
“Bizim Murat” demek bambaşka.
“Bizim” kelimesinin içinde yakınlık var.
Samimiyet var.
Sahiplenme var.
Güven var.
Bir insanın resmi unvanı kararnameyle verilir.
Ama “bizim” sıfatı kararnameyle verilmez.
O, insanların dilinde oluşur.
Sokakta doğar.
Esnafın sohbetinde yer bulur.
Çocukların hafızasında kalır.
Vatandaşın gönlünde karşılık bulur.
SAYIN VALİ, BİRAZ DAHA MESAFELİ OLSAYDINIZ!
Şimdi size son bir eleştirim daha var.
Biraz daha mesafeli olsaydınız keşke!
Vatandaş sizi sadece “Sayın Valimiz” diye ansaydı.
Esnaf sizi yalnızca makamınızla tanısaydı.
Çocuklar sizi sadece “Vali” olarak bilseydi.
Kurum çalışanları sizi sadece makamınızdan tanısaydı.
Ama olmadı.
Siz devletin makamını korurken, insanlarla aranızdaki mesafeyi azalttınız.
Aksaray’ın meselelerini sahiplendiniz.
Ve öyle bir noktaya geldiniz ki…
Bazen bir Aksaraylının göstermesi gereken hassasiyetten daha fazlasını gösteriyorsunuz.
Bazen bir Aksaraylının sahip çıkması gereken şeye, Aksaraylılardan fazla sahip çıkıyorsunuz.
İşte bu yüzden size kızıyorum!
Siz Aksaraylılardan fazla Aksaraylı oldunuz!
BAZI UNVANLAR KARARNAMEYLE, BAZILARI GÖNÜLLE VERİLİR
Bir devlet görevlisinin resmi unvanı bellidir.
Görev yeri değişebilir.
Kararname çıkar.
Makam değişebilir.
Görev süresi bitebilir.
Ama insanın bıraktığı iz her zaman makamla birlikte kaybolmaz.
“Bizim Murat” resmi bir unvan değil.
Kartvizitte yazmıyor.
Protokol listesinde yer almıyor.
Bir kararnameyle verilmedi.
Ama insanların dilinde yer buldu.
İşte bunun kıymeti de burada.
Çünkü bazı isimler makamla birlikte anılır.
Bazı isimler görev süresiyle sınırlı kalır.
Bazı isimler ise insanların hafızasında yaşamaya devam eder.
SON SÖZ
Sayın Vali Murat Duru…
Başta söyledim.
Size ciddi bir eleştirim var.
Hem de gerçekten ciddi!
Sizin “hatanız” belli:
Aksaray’a fazla sahip çıkıyorsunuz.
Çoğu Aksaraylıdan fazla Aksaray’ı dert ediniyorsunuz.
Çoğu Aksaraylıdan fazla şehrin meselelerini sahipleniyorsunuz.
Vatandaşın ayağına gidiyorsunuz.
Kurumların kapısını çat kapı çalıyorsunuz.
Müdürü dinliyorsunuz.
Çalışanı dinliyorsunuz.
Vatandaşı dinliyorsunuz.
Esnafla buluşuyorsunuz.
Köylünün derdine kulak veriyorsunuz.
Çocuklarla sohbet ediyorsunuz.
Şehrin sosyal hayatının içinde yer alıyorsunuz.
Kamu kurumlarının çalışmalarının kamuoyuna daha görünür hale gelmesine katkı sağlayan bir iletişim anlayışını güçlendiriyorsunuz.
Ve bütün bunların sonunda Aksaray’da kendinize bir hitap kazandınız:
BİZİM MURAT
İşte benim eleştirim tam da bu!
Çünkü bazı insanlar bir şehre görev yapmak için gelir.
Bazıları görev süresini tamamlar ve gider.
Bazıları ise görev yaptığı şehirde güzel izler bırakır.
Siz Aksaray’da sadece görev yapmadınız.
Aksaray’a gönül verdiniz.
Şehrin insanına dokundunuz.
Sokağına çıktınız.
Kurumlarına girdiniz.
Vatandaşını dinlediniz.
Çocuklarının hatıralarında yer edindiniz.
Ve belki de farkında olmadan, bu şehrin insanlarının gönlünde kendinize ayrı bir yer açtınız.
O yüzden yazının başındaki eleştirimi artık şöyle bitirmek istiyorum:
Sayın Vali…
İyi ki Aksaray’a Vali olarak atandınız.
İyi ki sizi tanıdık.
İyi ki bu şehrin insanıyla yollarınız kesişti.
İyi ki makamın ağırlığını insanlara mesafe koymak için değil, insanlara hizmet etmek için taşıdığınızı gördük.
İyi ki Aksaray’ın sokaklarında, köylerinde, ilçelerinde, kurumlarında ve insanlarının arasında sizi gördük.
İyi ki çocukların yüzündeki tebessümde, esnafın sohbetinde, vatandaşın duasında ve bu şehrin güzel hatıralarında yer aldınız.
Niğde sizin memleketiniz.
Aksaray ise bugün sizin görev yaptığınız şehir.
Ama bazı insanlar bir şehre sadece görev için gelir.
Bazıları ise o şehirle gönül bağı kurar.
Siz galiba Aksaray’la böyle bir bağ kurdunuz.
Ve biz de bunun şahidi olduk.
Bu yüzden son sözüm eleştiri değil.
Teşekkürdür.
İyi ki Aksaray’a Vali oldunuz.
İyi ki sizi tanıdık.
Ve iyi ki bugün Aksaray’da sizin için söylenen o iki kelimeyi duyuyoruz:
BİZİM MURAT…
Gerisini zaman söyler.


Yorumlar